Ana Sayfa Forum Kurantum Etkinlikler İletişim      

Haber Listesi Kaydolun!

Kuran odaklı düşünce tekniği platformu...

İLLÜZYON

     İnsanoğlunun yaratılışından beri vardır kanmak ve kandırmak. Adem’in şeytana kanmasıyla başladığına inandığımız dünya serüveni, hala kanmak ve kandırmanın varlığını kaybetmediği bir düzlemde devam etmektedir. Her ne kadar bazen kanmak ve kandırmak kelimeleri inanmak veya ikna etmek kelimeleri ile yer değiştirse de işin aslında bir tarafın dediği şeyin diğer tarafça kabul edilmesi esası vardır.

   Bugün bir gösteri sanatı olarak kabul edilen illüzyonda da durum bundan farklı değildir. İllüzyon, göz aldanması olarak tanımlanmakla birlikte aslında netice olarak kişinin kandırılmasına kadar varan bir süreci ifade eder. Önce gözünüzün aldanması gerekir. Zira insan gördüğüne inanır hale gelmiş. Dolayısıyla görmediğine de inanmıyor. Kısaca söylemek ya da bir metafora dönüştürmek gerekirse asrımızda insanların gözü aklına inmiş. Aklı gözüne inanan insanların tüm refleks, davranış ve iradeleri “görmeyi” ve “gördüklerini” referans alarak oluşacaktır.
   Halbuki görme becerisi görebildiklerimizden çok göremediklerimizin var olduğu bu gezegende çok uzun soluklu ve gerçekçi yolculuklara çıkmamıza çok da uygun bir beceri değildir. Çok basit bir ifade ile söylemek gerekirse yarım bardak suyun içindeki bir kalemi kırıkmış gibi görmemizden tutun, seraplara ve çeşitli dalgalardan taneciklere kadar bir çok süreçte gözün nasıl da yetersiz olduğu aşikardır. Radyo ve televizyon dalgalarını göremeyen insanın melekleri görmesi de mümkün değildir. Oysa gözümüze sokulurcasına sunulmuş milyonlarca delil varken, gözümüzü sokarak anlamaya çalıştığımız şeyler bize çok şey kaybettirmektedir.
   Duruş, tutum ve davranışları gözün algılama kabiliyetleri ile sınırlandırılmış olan insandan, bugün görmediği bir şeye inanmasını istemek, hele hele tüm yaşamsal planlarını ve dünya algısını bunun üzerine inşa etmesini istemek, gerçekten zor bir şeyi istemek olacaktır. Algılama sürecini neredeyse tamamen maddileştiren insanın, manayı algılaması ise o nispette zor olacaktır. Hatta halk arasında bir darb-ı mesel haline gelmiştir “ben gördüğüme mi inanayım yoksa duyduğuma mı” anlayışı.
    İnancımızın mukaddes kitabı olan Kur’an’ı açtığımızda karşımıza çıkan iki sayfanın sağ tarafında “yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz” sözleri varken sol taraftaki sayfada ise “onlar ki (inananlar) görünmeyene inanırlar” ifadesine yer verilmiştir. Yaratıcı’nın insanlara göndermiş olduğu 600 sayfalık kutsal bildirinin en başında yapmış olduğu bu niteleme gösteriyor ki; iman denilen eylem “görünmeyene” yönelik mutlak bir algılayış ve pazarlıksız bir kabul halidir.  
   Şeytanî bir düşünce insanları, görmedikleri bir şeye inanmalarının anlamsızlığına odaklarken, Yaratıcının,  inanan insanlar için bulunduğu ilk öngörüsü olan “gayba inanma” iradesini devre dışı bırakmaya çalışmaktadır. İllüzyon, bizi kandırmak isteyen güç ya da kişinin istediği yere bakmamızla mümkündür. Eğer biz bakmamız gereken yeri bilirsek hiçbir illüzyonistin oyuncağı olmayız.
    Kur’an-tum Düşünce Tekniği, dünyanın gerçek mahiyet ve anlamına vurgu yaparak dünyanın aldatıcı ve kaybettirici yüzünü değil ebedileştiren ve kazandıran yüzlerini görmemizi sağlayarak bizi dünya illüzyonundan kurtarır.