KUANTUM BİLMECESİ…
Son yılların belki de en popüler kavramlarından biridir “kuantum”.
Kısaca tanımlamak gerekirse, atom altı parçacıklarının fiziksel yapılarını ( Konum, momentum,...gibi), matematiksel bazı denklemlerle açıklama sistematiği olan bu
kavramın olabildiğince “bilimsel” olması da onu ayrıca dokunulmaz kılmaktadır.
Fizik bilimi içinde bulunan ve hala tartışılan bir teori olmakla birlikte özellikle kişisel gelişim ile ilgili bir çok kişinin de kapısını çaldığı bir kavram oldu kuantum.
Belki de kişisel gelişim çalışmalarının bilimsel bir hüviyet kazanması ya da çokça ciddiye alınması için böylesine artistik bir ifadenin en başa yazılmasından medet uman kişisel gelişimciler, farkında olmadan çok daha büyük gerçeklerin üzerini örtüklerini anlayamadılar.
Çünkü fizik ya da kuantum bir kelimenin içinde sadece ve sadece yazılmış bir harf iken, o harf ile meşgul olan ve edilen zihinler ne kelimeyi ne cümleyi ne de onu yazan eli görebildiler. O harfe bakakaldılar.
Oysa harf bir kelimenin hatırına vardır, kelime ise cümlenin hatırına. Cümle de bir sahife, sahife ise kitap hatırına vardır. Kitap ise bir katibin amacı için kaleme alınmıştır.
Kuantum düşünce, esas itibarıyla düşüncelerimizle oluşan titreşimlerin (rezonans) amaçlarımızı birer gerçeklik haline getirmesi gücü ve sistematiği olarak takdim edilmektedir.
Yani karşımızda işlek bir sistem vardır, siz eğer o sistemi harekete geçirirseniz amaçlarınıza bir bir ulaşırsınız der kuantum düşünce.
Kuantum düşünce; sistemi harekete geçirmekten, evrenin bizi görmesinden ve eylemlerimizi karşılıksız bırakmamasından bahsederken o sistemin bilinçli bir mühendisi olduğundan ve o mühendisin çok yüce mana ve maksatlara yönelik bir beklentisi olduğundan bahsetmez.
Yani kısacası siz ve Yaratıcı değil, siz ve evren denklemine vurgu yapar. Bu vurgunun temelinde ise sekülerite vardır. Sekülerite, olasılıklar fiziği olarak da tanımlanan “kuantum fiziği”ne dayanarak bir Yaratıcının varlığını yüzlerce olasılıktan bir olasılık olarak görür ve gösterir.
Bir Yaratıcı olabilir, evet olabilir ama varlığı sadece bir olasılığa dayandırılan Yaratıcının yaşadığımız alemi yönetiyor olması, çok ince hesaplarla iş görmesi hele hele insanın yaratılışına ilişkin bir takım beklentileri olması ise mümkün görülmemektedir.
Bu bakış açısı ile dizayn edilen dünyada maddi ve manevi her şey vardır. Sadece “Yaratıcı” yoktur. Bir sistem vardır ama bir mühendis yoktur. Binlerce bilim adamının okumak ve anlamak için ömürlerini verdiği bir kainat kitabı vardır ama “katip” yoktur.
Hiçbir rasyonel değeri olmayan ve hiçbir insanın vicdanında karşılık bulmayan bu anlayışa pirim verilmesinin tek bir sebebi vardır; egosal benliğin ve nefsin istekleri ile kendi özgürlüklerini putlaştırmak ve farkında olmadan, heveslerin kölesi olarak yaşamak…
Sebepler dünyasına takılıp kalan insan, karşısına çıkan sonuçlarla avunur ve kendi algısı ile yarattığı dünyada karanlık bir girdaba düşer.
Kuantum aslında yüzyılın keşfi ya da yaklaşımı olmaktan daha çok, Yaratıcı ile yollarının kesişmesini istemeyen anlayışın zararlı ve zavallı bir oyuncağıdır.
Kuantum bir harftir, katip değildir. Kuantum bir şiirdir, şair değildir. Kuantum bir resimdir, ressam değildir. Kuantum mekaniği ya da kuantum fiziği karşısında hayran ve şaşkın bir eda ile el pençe divan duran insan farkında olmadan Yaratıcıya kul olmak yerine bilime köle olmuştur. |