ÖLÜM, GELİŞTİRİR…ÖLÜM, DEĞİŞTİRİR…
Ölüm entelektüel bir kavramdır. Onu anlayan ve ondan ders çıkarabilenler ancak entelektüel insanlardır. Onu doğru okuyan ve ölümün kendi doğasında bulunan mana ve mesajları alabilen insanlar kaliteli, değerli ve anlamlı bir hayatı yaşamayı hak eden buna layık insanlardır. Ölüm aslında hayatın en güzel yansımalarından biridir. Zira onsuz bir hayata yeni bir ad bulmamız gerekecektir. Hayat dediğimiz sırlı sürecin adı ve tanımı bile ölümün varlığına bağlıdır.
Ölüm en etkili bir değişim ajanıdır. Tüm hesapları yeniden dizayn etmemize neden olabilecek kadar güçlü ve belirleyicidir. Ölüm kendi doğasındaki değiştirme gücünü bir insanın yaşamına girmeden bile yapabilecek etkiye sahiptir. Yani ölmek değişmek demektir. Bir halden başka bir hale geçmek demektir. Ama kişi ölmese bile, ölümle arasında gerçekleştireceği entelektüel buluşma sayesinde de bu değişim ve başkalaşmayı en derin ve keskin bir şekilde yaşayabilir.
Böylesine etkin bir kavramın, yaptırım gücü, uyarıcı gücü bu denli yüksek bir kavramın, bugün ki yaşamımızda bu kadar işlevsiz ve değersiz hale gelmesi ne kadar da zavallı bir durumdur.
Ölümün iyileştirici, geliştirici ve dönüştürücü gücü ne yazık ki entelektüel konsepti kavramsal anlamda dizayn eden kolektif akıl(!) tarafından yok edilmiştir.
Ölüm ile aramızda oluşturacağımız kavrayış ilişkisini kimse gelişigüzel bir biçimde dizayn edemez. Çünkü ölüm evrendeki en iddialı oluşum ve dönüşüm biçimidir. Bunu kimse sübjektif ya da göreceli bir şekilde al-gı-la-ya-maz!
Yerçekimi yasası ile canlılar arasındaki kavrayış ve kabul sürecinin etkin tarafı şüphesiz ki yerçekimidir. Bu yasa nasıl taraf tutmaz ve gezegenin her yerinde herkes ve her şey için geçerlidir. Aynen öyle de ölümün kavranılması ile ilgili süreçte kimse “bencileyin” davranamaz. .
Ölüm, çağımız insanının en büyük korkusu olan “elindekileri kaybetme” duygusu ile baş etmesini ve o duyguyu yönetmesini sağlamasına yardım etme becerisine sahip bir olgudur.
Elindekini kaybetme korkusundan, kişiyi kurtarma iddiasındaki paradigma, elindekini ya da daha iyisini geri verebilme paradigmasıdır.
Hem düşünsenize, alıp ta vermediğiniz/vermemeyi başarabildiğiniz ne var yaşamınızda. Mal, mülk, şan, şöhret vs. Hepsini kaybetmek mukadderdir, kaçınılmazdır. Onlardan daha değerli olan tek bir nefesi bile, aldıktan kısa bir süre sonra hemen geri vermek zorundayız.
Yaşamımızın devam etmesi ve anlamını koruyabilmesi biraz da geri verme gücünü disipline edebilmemiz ile doğru orantılıdır. Büyük düşünürlerden Epiktetos, babası öldüğünde neredeyse hiç üzülmemiştir. O’nun bu soğukkanlılığı karşısında, etrafındaki insanlar şaşkınlık içinde sormuşlardır; baban öldü ve sen neredeyse hiç üzülmüyorsun neden? Epiktetos, gerçekten günümüze kadar O’nu yaşatan yüksek bakış açısı ile şu cevabı vermiştir, ben babamı geri verdim, babamı bana veren güce onu geri verdim, hepsi bu kadar.
Dünyanın geldiğimiz yer değil sadece geçtiğimiz bir yer olduğunu anlamamıza yardım edecek olan ölüm, içinde barındırdığı ve sonsuzluğa göz kırpan yönü ile de yaşantımıza ışık tutacaktır. Ölüm gerçeğinin etkin bir faktör ve belirleyici bir unsur olduğunu hesap edemeyen bir nazar ne bir kişisel gelişim ne de bir kişisel dönüşüm yaşayabilir.
Ölümün hesap edilmediği, dikkate alınmadığı tüm yaşamların korkunç bir yanılgı olduğunu bu kitap ile daha bir net anlama imkanı bulacaksınız.
Biz kişisel gelişimciler, değişimi tetikleyen faktörün, mevcut durumdan duyulan rahatsızlık olduğunu ifade ederiz. Mevcut durumu yetersiz görmek gelişim ve değişim için olmazsa olmaz şarttır. Şu anda ölümü algılama biçiminizde bir yetersizlik ve bu yetersizlikten kaynaklanan bir rahatsızlık içinde iseniz, değişimin fitilini ateşleme zamanıdır.
Psikolojik labirentlerin ve egosal girdapların insanları hakikatlere karşı körleştirdiği çağımızda, hayatın en ihtişamlı ve en iddialı anlamına ulaşmak için “ölüm” diyorum. Ölümün gölgesi bile hayata anlam potansiyeli katan en iddialı şeydir.
Kutsal kitaplara biraz dikkatle baktığımızda şu gerçeği rahatlıkla görebiliriz. Bu dünyaya kişisel gelişimimizi tamamlamak için geldik. Bu gelişimin son noktası ve hedefi ise yaratıcı ile aramızda başlatmamız ve geliştirmemiz gereken ilişkide başarılı olmaktır. Bizlere büyük bir cömertlik ile hayatı bahşeden güçten sakındığımız, esirgediğimiz hayatımızın içi, belki zenginlik, şan, şeref, şöhret, saltanat ve itibar ile dolabilir ama içinde gerçek bir huzur, gerçek bir tatmin olamayacaktır.
Şimdi, şimdiye kadar avunmamıza yol açan ve yaratıcı ile aramızda engel olan yaşantımızı, düşünce ve algı biçimimizi değiştirmek isteyen her yürekli insana bir teklifte bulunuyorum. Önünüzden çekilin ve önünüzde sizi bekleyen ölüm gerçeğini çok kazançlı bir surette algılamaya hazır olun…
|